
Yazın en güzel serinletici ve feraflatıcı meyvesi karpuzun öyle çok faydası var ki saymakla bitmez..
"Karpuz, kansere karşı koruma özelliği olan laykopen maddesi bakımından oldukça zengin bir meyvedir. Kansere yol açan en büyük sebeplerden biri, doku ve organların zararlı maddeler nedeniyle hasar görmesidir. Laykopen maddesi ise antioksidan özelliği sayesinde, serbest radikaller denilen zararlı toksinlerin sağlıklı doku ve organlara bağlanmasını engeller. Laykopen, doku ve organlara bağlanarak zararlı maddelere karşı koruma sağlar. Bu nedenle karpuz, kansere karşı koruma sağlayan en önemli besinlerden biridir."
"Potasyum, böbreklerin daha iyi çalışmasını ve böylece böbrekler tarafından vücuttan sodyumun atılmasını hızlandırır. Fazla sodyumun vücuttan atılması sonucunda da kan basıncı dengelenir, kalp işlevleri düzenlenir ve kalp krizi riski azaltılır. Karpuz, yüksek miktarda su içerdiği ve hazmı kolay olan bir meyve olduğu için de sık tuvalete gidilmesini ve buna bağlı olarak vücuttan atık maddelerin daha sık dışarı atılmasını da sağlar."
Karpuz sabahları kahvaltıdan önce yenildiğinde vucuttaki zehirli madde ve toksinleri atar. Diyet yapan kişiler genelde ara öğünlerde karpuz tercih ederler.
Karpuzun bu özelliklerinden yararlanmak için yemekten çok önce, mide boşken tüketmek gerekiyor. Çünkü, yemekten sonra yenildiğinde sindirim güçlüğü yaşanabilir.
Karpuzun besin değerinin, diğer birçok besinde olduğu gibi kabuğunda saklı olmasıdır. Tabi karpuzun kabuklarını değerlendirenler de vardır. Bende bir defa karpuz kabuğundan reçel yaptımtım ve çok değişik bir lezzeti vardı. Herkese tavsiye ederim. Aynen diğer reçeller gibi yapılıyor.
Şeker hastalığı olanların karpuzu fazla tüketmemeleri önerilir. Aksi halde kan şekeri yükselir.
Vücuttaki su oranının yeterli düzeyde tutulması yaşamsal önem taşıdığından vücuttan kaybolan miktarlarda su alınması zorunludur. İdeal vücut su oranları; metabolizmayı tetikler, hücrelerin kendini yenilemesini sağlar, yaşlanmaya karşı etki gösterir. Kanın akışkanlığını sağlar, böylelikle kalp ve damarların yükünü azaltır. Omurga dahil bütün organlar bundan faydalanır; su oranının bel fıtığına karşı bile büyük katkısı olduğu düşünülmektedir. Ayrıca cildin dolgun, pürüzsüz ve genç kalmasını sağlamaktadır. İnsan vücudunun su içeriği yaş, cinsiyet, boy uzunluğu, vücut ağırlığı ve fiziksel aktiviteye göre değişir. Çocukların vücudunun su oranı yüksektir (% 70, yeni doğan bebekte ise % 90) ve yaş ilerledikçe suyun yerini yağ dokusu almaya başlar. Dolayısıyla yaş ilerledikçe suyu daha çok tüketmek gerekir. Yetişkinlerde vücut su oranı % 60, yaşlılarda ise % 50`dir. Sporcuların su oranı ise standart kişilerden % 5 daha yüksek seviyede olması gerekmektedir. Yapılan egzersize bağlı olarak su içimi arttırılmalıdır. Vücutta egzersiz sırasında kaybedilen suyun yerine konulması ve tekrar vücut su dengesinin sağlanması için yeterli su tüketimi şarttır. Su tüketimi egzersiz sonrasında olabileceği gibi, vücudu su kaybına hazırlamak adına egzersiz öncesinde hatta egzersiz esnasında da (15`er dakikalık aralıklarla yudum yudum su içilmesi şeklinde) olabilir.
Bönreklerin görevini yerine getirebilmesi ve dolayısıyla vücuttaki yağ akımının dengeli olabilmesi için bol su tüketilmelidir. Çünkü karaciğerin görevini yapabilmesi, böbreklerin yeterli çalışmasına bağlıdır. Karaciğerin başlıca görevlerinden biri, vücutta depolanmış yağları bedenin kullanabileceği enerjiye çevirmektir. Yeterince su içilmediği takdirde böbrekler yeterince çalışamaz ve süzme işlemini gereği gibi gerçekleştiremez.Karaciğer de böbreklerin görevini üstlenmeye başlar, kendi görevi ikinci plana düşer ve daha az yağ yakmaya başlar. Yakılmayan yağlar vücutta birikmeye başlar. Kilo kaybı yerine kilo alımı söz konusu olur.
Suyun zayıflama üzerine olan etkisi göz ardı edilemeyecek kadar fazladır. Gerek midede yarattığı hacimden dolayı alınan besinlerde kısıtlama yapması, gerekse metabolizmayı çalıştırıp günlük harcanan enerjiyi arttırması ve bir de sindirime olan katkısı! Tüm bunlar düşünüldüğünde su içmek eziyet olmamalı, aksine keyif vermeli. Suyun sağladığı faydalar bunlarla sınırlı değil tabiki :
•Hücrelere oksijen ve besin öğelerinin taşınmasını, ayrıca atık ürünlerin taşınarak böbreklerden atılmasını sağlar.
• Ağız, göz ve burun gibi vücut dokularının nemlenmesini sağlar.
• Vücuttaki kan, gastrik sıvı, tükürük, amniyotik sıvı (gebelikte) ve idrar gibi vücut sıvılarının büyük bir kısmı sudur.
•Dışkının yumuşamasını sağlayarak kabızlığın önlenmesine katkıda bulunur.
• Cilt sağlığında, bağışıklık sisteminde, vücut ısısının denetiminde, ödemin atımında rolü vardır.
•Tükürük ve mide salgısında besinlerin sindirilmesinde görev alır.
• Kilo alıp vermeden dolayı oluşan sarkmaları sporla birlikte önler.
• Vücudun ihtiyaç duyduğu iz minerallerin pek çoğunu sağlar.
• Soğuk algınlığı, idrar yolu enfeksiyonları, böbrek taşları ve mesane kanseri riskini düşürür.
• Zayıflama diyetlerinde metabolizmayı çalıştırmanın yanında, midede hacim oluşturarak tokluk hissi vermede işe yarar.
Su yaşamın vazgeçilmezleri arasında olmasına rağmen asıl problem su içme kültürünün geliştirilememesidir. Hiçbir sıvı içeceğin suyun yerini tam anlamıyla tutmadığını unutmamak gerekir.
Su içmek için susamayı beklememeli !
Suyu ne zaman ve nasıl almalıyız?
Su dışındaki pek çok sıvı hayatımızda ciddi ölçüde yer almaktadır. Çalışma hayatının vazgeçilmez ikramları çay, kahve, neskafe, meyve suları, bitki ve meyve çayları vb. içecekler. Bu içeceklerden bazılarının diüretik etkisi olduğundan vücudun ihtiyacı olan sıvıyı karşılamayacağı ve hatta vücuttan sıvı atımını arttıracağı için suyu su olarak içmek gerekir. Öğünlerden 30 veya 15 dakika önce alınan suyun metabolizmayı hızlandırma üzerine ve midede hacim oluşturarak öğünde fazla besin alımı engellemek adına göz ardı edilemeyecek faydaları vardır. Son günlerde sıkça tartışılan konulardan biriyse yemek yerken su içelim mi? Eğer ki kişinin yemek yerken su içme alışkanlığı varsa bunu devam ettirmelidir. Ancak tüketmiyorsa kendini de zorlamamalıdır. Çünkü bir öğünde sıvıyla birlikte midenin alabileceği kapasite bellidir. Yemekle birlikte su alındığında mideye daha az besin alınmaktadır. Su içilmeyen günlerde ise kalan kısım da yemekle doldurulmak istenir, daha fazla besin tüketilir. Suyun faydasını en üst düzeyde sağlayabilmek için yemeklerden 15 dakika önce su içmeli ve yemek sırasında su içme alışkanlığı varsa devam ettirilmelidir.
Doğadaki yararlı olan her şeyin fazlası da zararlıdır. Az içilen suyun zararı kadar fazla içilen suyun da özelikle kalp ve böbrek yetmezliği hastalıklarında zararı vardır. Tüm bu bilgiler böbrek ve bazı sindirim sistemi hastaları için değişkenlik gösterebilir. Gereğinden çok fazla su içilmesi vücutta toksik etki yaratarak su zehirlenmesine neden olabilmektedir. Suyun; yemek yenildikten sonra alınan besinlerin sindiriminden, metabolik atıklarının dışarı atılmasına kadar her aşamada çok önemli görevleri vardır. Su, kabızlığa en iyi çaredir. Su eksikliği sırasında vücut, iç dokularından (özellikle de kalın bağırsaktan) su çekerek dışkının sertleşmesine, dolayısıyla kabızlığa yol açar. Yeterli su tüketildiği takdirde bağırsakların çalışması normal seyrinde olur ve kabızlık önlenir.
Vücutta özellikle el, ayak ve bacaklarda oluşan ödemi engellemek için en iyi yöntem su tüketmektir. Ödemi yok etmek için alınan ilaçlar, bitkisel ürünler geçici bir yöntemdir. Ayrıca su, kasların dengesini sağlar, cilt kuruluklarını önler ve kilo kaybından sonra gelişen sarkmaları engelleyerek cildin esnekliğini devam ettirir.
Kilo kaybetmek, kilo korumak ve fazla besin alımını engellemek için bol su içilmesi gerekir. Peki ama günlük su tüketimi ne kadar olmalıdır? Sağlıklı bir kadının günde 10 bardak, erkeğin ise 14 bardak su içmesi önerilmektedir. Kilo fazlası olan kişilerin bu miktardan daha fazlasını tüketmeleri gerekmektedir. İçilen çay, kahve, kola gibi içecekler diüretik oldukları için asla suyu yerini tutmamakta, vücuttan su atımını arttırmaktadır. Nasıl Türk kahvesi yanında su içiliyorsa, aynı şekilde çay ve neskafe ile de su içilmesi gerekmektedir. En iyi çözücü, saf, katkısız ve doğal olan içecek su olduğu için günlük sıvı ihtiyacının 3/4`ü su olarak tercih edilmelidir. Özellikle yaz döneminde su içmeye daha çok özen gösterilmelidir.
İlk baharda bütün doğanın canlanmasıyla birlikte açan çiçekler o kadar güzeller ki insanın içi kıpır kıpır oluyor. Ama maalesef doğa harikası çiçek polenleri allerjiye ve daha ileri yıllarda astıma neden oluyor neden oluyor.
Bahar alerjisi nasıl oluşur?
Havadaki polenler soluma yoluyla vücuda yerleşir. Bağışıklık sistemi aslında zararlı olmayan bu maddeyi adeta düşman gibi görür ve veri bankasına kaydedip takip altına alır. Bu madde ile karşılaştığı zaman biyokimyasal bir silah üreterek (histamin adlı bir salgı) saldırıya geçer ve insanı hasta eder.
Polenlerin yol açtığı hastalıklar
Havadaki polenler solunum yoluyla burunda, bronşlarda veya gözlerde alerjik hastalıklara neden olur. Kişinin şikâyetleri havada bulunan polen miktarına bağlı olarak artma veya azalma gösterebilir.
Polenin yol açtığı alerji hastalığında değişik türde polenler alerjiye neden olabilir. Bu tür alerjiden yakınanların hangi cins polene karşı alerjik olduklarının belirlenmesi yararlıdır. Alerjisi olan kişi duyarlı olduğu bitkinin polen yaydığı mevsimde o bitkinin yoğun olduğu bölgeden uzak kalmalıdır. Bu konuda gelişmiş ülkeler hazırladıkları polen haritası ile polen alerji vakalarının azalmasına büyük katkıda bulunmuşlardır. Hatta Amerika?nın bazı televizyon kanallarında meteoroloji bültenleriyle birlikte polen bülteni de sunulmaktadır.
Saman nezlesi(Alerjik nezle ya da alerjik rinit)
Polen, solunum yoluyla vücuda girdiği zaman bağışıklık sistemi tarafından üretilen histamin; burun, gözler ve hava geçitlerini döşeyen mukoz zarlarının iltihaplanmasına neden olur. Böylece sürekli hapşırma, burun akıntısı ve tıkanıklığı, kuru öksürük, boğaz, burun ve kulakta şiddetli kaşıntı ya da gözlerde kaşıntı ve sulanma gibi belirtilerle saman nezlesi başlar. Önlem alınmazsa ileri vakalarda yorgunluk, iştahsızlık, sinirlilik, baş ağrısı, sinüzit, orta kulak iltihabı veya bronşit veya astım gibi hastalıklara dönüşebilir. Saman nezlesi olan kişilerin taze sebze ve meyve bakımından zengin, karbonhidrat ve proteini yüksek ama süt ürünlerinin bulunmadığı bir diyet uygulamalarında yarar var. Ayrıca multivitamin/mineral desteği de alınması gerekiyor. Çuha çiçeği ve çörekotu alerji tedavisinde yararlı olabilir.
Astım
Astım akciğerlere kadar olan hava yollarını etkileyen bir hastalık. Tanımı kolay ancak, tedavi ve izlenmesinde sorunlar yaşanan birkaç hastalıktan biri. Astım, öksürük, vızıltı, sık soluma, nefes darlığı, göğüste sıkışma hissi ve göğüs duvarı derisinde çekilme gibi belirtilerle başlar. Soğukalgınlığı nedeniyle ortaya çıkan ve on gün geçmeyen inatçı öksürük, koyu balgam gibi sorunlarda hemen doktora başvurmakta yarar var.
Polen, astımlı hastalarda astım krizlerine yol açar. Astıma iyi gelen besinlerden biri taze acı biberdir. Düzenli bir şekilde taze biber yemek, astım krizlerinin sayısını ve tehlike oranını azaltabilir. Bol miktarda taze soğan ve sarımsakla birlikte yenilirse acı biber etkisini daha çabuk gösterir. Birkaç damla acı sos eklenmiş bir bardak su içmek, astım krizlerinin sayısını ve tehlike oranını azaltabilir. Kahvede bulunan ?metil ksantin? adlı madde astım krizi esnasında spazm geçiren adaleleri gevşeterek bronşları genişletip nefes almayı rahatlatır. Kriz esnasında içilen sert filtre kahve ile astım nöbeti bir saat içinde hafifler ve altı saat içinde tekrar etmesi engellenebilir. Balık alerjisi, yüksek tansiyon ya da şeker hastalığı yoksa astım hastalarının balık yağı da denilen Omega 3 yağ asitleri içeren besinleri yemelerinde yarar var. Omega 3 balık ve cevizde bulunur. Astım krizlerini azaltıcı etki gösterir.
Ginko biloba ekstresi (baharatçılarda veya doğal vitamin ve ilaç satan dükkânlarda bulunur) astım krizlerini önleme ve hafifletme konusunda etkili bir bitkidir.
Polen alerjisinden korunma yolları
Polenlerin en fazla uçuştuğu sabah saat 05.00 ile 10.00 arası açık havaya çıkmamak gereklidir. Tabiki işe gidenler için bu pek mümkün olmuyor. Ancak burnunuzdan nefes alıp vererek biraz olsun polenlerden korunabilirsiniz.
Polen zamanı açık havada spor yapmayın.
Saçlar tozu tutar. Bu nedenle her akşam saçlarınızı yıkayıp duş alın. Böylece üzerinizdeki tozlardan arınabilirsiniz.
Çocuklar sokaktan geldiği zaman üstlerini hemen değiştirmelerini sağlayın.
Arabada giderken camları açmayın. Hava değişimi için klimadan yararlanın.
Polen zamanı evde kapı ve pencerelerinizi sıkı sıkı kapatın.
Evinizde ve ofiste varsa klima filtresini sık sık değiştirin. Son yıllarda klimaların çoğunda polen filtreleri kullanılmaktadır. Bu filtreleri yıprandıkça yenilemenizde yarar var. Böylece dışardan gelecek olan tozları önleyebilirsiniz.
Tatil için deniz kenarını tercih edin.
Dışarıda gözlük ve şapka kullanın. Gözlükleri her gün akar suyun altında yıkayın.
Günlük kıyafetlerinizi yatak odasında çıkarmayın.
Alerjiye karşı doktora başvurun.
Çim biçmekten kaçının ya da maske takıp yapın.
Tedavi yöntemi
Polen alerjisi olanların alerji yapan maddelerden uzak durarak korunma yollarına harfiyen uymaları gerekiyor.
Medikal tedavi
Doktora danışıp alerjiye yol açan polenin etkisini en aza indirgeyecek ilaçlar alınmalı.
Aşı tedavisi
Eğer alerjik şikâyetler ilaçlarla geçmiyorsa ve giderek artıyorsa aşı tedavisi (immunoterapi) uygulanır.Bu aşıların içinde alerjiye neden olan alerjenler vardır. Çok az miktarlardan başlanarak giderek artırılan miktarlar aşı ile vücuda verilir. Bu alerjenlere karşı vücudun bağışık hale gelmesi sağlanır. Bu enjeksiyonlarla vücutta antikorlar oluşur, bunlar alerjenleri engeller. Tedavi süresi 4-5 yıl sürer.
« Önceki -