2008 Pekin Olimpiyatlarında Çin'liler bazı özel hazırlıklar yapmışlar.

2008 olimpic stadyum 2008 olimpic dövme

2008 olimpic meşale 2008 olimpic akupunktur
2008 olimpic para
Misafir odasinda baca deligi olmadigi halde 'Anne sobayi
> > bu sene
> > misafir odasina
> > kuralim mi?' diyen abime, 'Olur, boruyu da k.çina
> > sokariz, kafani camdan
> > çikarirsin, sorun olmaz.' diyen anneye




Kaza mahalinde elinde cep telefonuyla kosturup
> > '112'nin numarasi neydi?'
> > diye bagiran sarisina,




Birbirlerine ana avrat küfür eden iki kisinin arasina
> > girip ikisine de
> > birer tokat atan ve 'Analar kutsaldir, analara küfür
> > etmeyin, o.
> > çocuklari!!' diyen Karadenizli agir abiye,




Annesine kizip,buharli ütünün içine isemeyi akil eden!
> > Annesini buram
> > buram çis kokulariyla isyerine yollayan! Annesi; ancak
> > arkadaslari
> > ''acayip kokuyorsun'' dediginde isi çözen
> > anneye ve cocuguna,




Banyonun lambasi yanmayinca elektrikler kesik zannedip
> > yarim saat
> > gelmesini bekleyen. Beklerken de canim sikilmasin diye
> > televizyon seyreden
> > kisiye




Ailecek televizyon izlerken üst komsu küçük oglunu
> > göndermis. Çocuk anneme
> > ''X teyze, annem dedi ki, bari haberleri açsinlar
> > da, biz de dinleyelim''
> > Biz de kirmadik, açtik. Ailecek çok iyi niyetli
> > oldugumuzdan,
> > televizyonlari bozuk sandik. Yüksek sesten dolayi bize laf
> > soktuklarini
> > anlamamiz çocugun ikinci gelisinden sonra oldu. Bu olayi
> > yasayan aileye,




Lisedeki Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ögretmenimiz
> > Aids' in açilimini
> > yapiyor: (A)llaha (I)syaneden (D)eyyuslarin (S)onu... diyen
> > hocaya,
> >
> >
> > BIRER ALKIS ISTIYORUM

(4 Kişiliktir)
Malzemeler
4 adet tavuk göğsü
1 dal fesleğen
1 dal adaçayı
1 çorba kaşığı beyazbiber
1 çorba kaşığı kırmızıbiber
1 çorba kaşığı kimyon
1 tatlı kaşığı kekik
1 tatlı kaşığı pul kırmızıbiber
Sıvı yağ (kızartmak için]
Sosu İçin:
1 adet dolmalık kırmızı biber
1 adet kırmızı soğan
1/2 salatalık
1 adet avokado
1 limonun suyu
1 tatlı kaşığı sirke
1 tatlı kaşığı toz şeker
Tuz, karabiber
Eğer ;
O'nu hatırladıkta başı göğe ermişçesine ya da asansör boşluğuna düşmüşçesine ürperiyorsa yüreğiniz... ömrü saatlere sıkışmış bir kelebek telaşıyla O hüzünden bu neşeye konup kalkıyorsanız gün boyu nedensiz... ve her konduğunuzda diğerini iple çekiyorsanız bu hislerin... O'nunlayken pervaneleşen yelkovanlar, O'nsuz mıhlanıp kalıyorsa yerine, bir akrep kadar hain...
sınıfta, büroda, yolda, yatakta içiniz içinize sığmıyor, Ondan söz edilince yüzünüz, sizden habersiz, mis kokulu bir ekmek dilimi gibi kızarıyor, mahcup somurtuyor veya muzip sırıtıyorsa, ve O, her durduğunuz yerde duruyor, her baktığınız yerden size bakıyor, siz keyiflendikçe gülüp, hüzünlendikçe ağlıyorsa... dünyanın en güzel yeri O'nun yaşadığı yer, en güzel kokusu bedenindeki ter, en dayanılmaz duygusu gözlerindeki kederse...
hayat O'nunla güzel ve onsuz müptezelse... elmalar pembe, kiremitler pembe, gökyüzü, yeryüzü, O'nun yüzü pembeyse, kışlar ilkbaharsa, yazlar ilkbahar, güzler ilkbahar...
her şiirde anlatılan O'ysa... her filmin kahramanı O... her roman O'ndan söz ediyor, her çiçek O'nu açıyorsa... bir anlık ayrılık, bir ömür gibi geliyor ve gider gitmez özlem saç diplerinizden çekiştirip beyninizi acıtıyorsa, iştahınız kapanıyor, iştahınız açılıyor, iştahınız şaşırıyorsa...
iştahınız, hasret acısında bile karşı konulmaz bir tat buluyorsa... eliniz telefonda yaşıyor, işaret parmağınızla ha bire O'nu tuşluyor, dara düştüğünüzde kapıyı çalanın O olduğunu adınız gibi biliyorsanız... mütemadi bir sarhoşluk halinde, her çalan telefona O diye atlıyor, vitrindeki her giysiyi O'na yakıştırıyor, konuşan birini dinlerken "keşke O anlatsa" diye iç geçiriyorsanız... kokusu burnunuzdan, sureti gözünüzden, sesi kulağınızdan, teni aklınızdan silinmiyorsa bir türlü...
özlemi, sol göğsünüzün altında tek nüsha bir yasak yayın gibi taşıyorsanız gün boyu...
hem kimseler duymasın, hem cümle alem bilsin istiyorsanız...
O'nsuz geceler ıssız, sokaklar öksüzse... ayrılık ölüme, vuslat sehere denkse...
gamze gamze tebessüm de onun içinse, alev alev öfke de; bunca tavır, onca sabır ve nihayetsiz kahır hep O'nun yüzü suyu hürmetine... uğruna ödenmeyecek bedel, gidilmeyecek yol, vazgeçilmeyecek konfor yoksa... dışarıda yer yerinden oynuyor ve "içeri"de bu sizi zerrece ilgilendirmiyorsa, nedensiz küsüyor, sebepsiz affediyorsanız ve bütün bu hallerinize siz bile akıl erdiremiyorsanız kaybetme korkusu, kavuşma sevincinden ağır basıyorsa ve aşk, gurura baskın çıkıyorsa bu yüzden her daim... gece yarısı kadim bir dost gibi kucaklayan tanıdık bir şarkı, bütün acı sözleri unutturmaya yetiyorsa...
Her gidişte ayaklarınız "Geri dön" diye yalpalıyorsa ve siz kendinize rağmen dönüyorsanız,
sınırsız, sabırsız, doyumsuz bir tutkuyla...
...o halde bugün sizin gününüz!..
"Çok yaşa"yın ve de "siz de görün"üz.
Can Dündar
ASLAN OĞLU ASLAN
Temel askere ilk gittiği zaman komutanin biri askerlerin hepsini çağirarak benim adim aslan oğlu aslan demiş ve ismimi her geldiğim zaman herkese soracağim demiş ve gitmiş! Ve 1< 2 gün sonra gelmiş ve askerlere adini sormuş ve sira temele geldiği zaman benim ismim ne diye sormuş ve temel bi hayvan oğli hayvan du ama çikartamadim...
İNANMAZSIN
Kadinin biri evindeki dolaptan sikayetciymis. Çunku yoldan otobus gecince ses cikartiyormus. Dolabini yaptirmak icin kocasina soylemeden bir tamirci cagirmis tamirci eve gelmis ve dolabi neresinden ses ciktigini anlamak icin dolabin icine girmis ve otobusun gecmesini beklemis. Tamirci dolaptayken eve kadinin kocasi girmis ve dolaptan bir sey almak icin dolabi acmis bi bakmis icerde bir adam. SormuŞ ne isin var burada diye adamda soyle cevap vermis:
valla abi otobus bekliyorum desem inaanmassin....
SAĞIR KİM?
Temel doktora gitmiş:
Doktor bey, Bizum Fadime sağır herhalde, sorularima cevap vermeyi...
Karınızın sağırlık derecesini ölçelim. Siz bir soru sorun, duymaz ise beş adım yaklaşıp soruyu tekrarlayın. Ne kadar mesafede duyuyor bilelim.
Temel, deneme yapmak için eve gittiğinde Fadime'yi yemek yaparken bulmuş:
Karıcuğum bugün yemekte ne var?
Ses yok... Beş adım yaklaşıp bir daha sormuş. Çıt yok... Bir beş adım daha yaklaşıp yine sormuş:
Kiz Fadime saa diyrum, yemekte ne var?
Bak Temel, dördüncü kez söyliyrum, yemekte hamsili pilav var...